Deneme

Ayarsız

Bir şey hissettim sanki.

Yalnızlığımı özlemişim.

Yeniden özgür hissetmiş olabilirim.

Biraz hüzünle geliyor tabii.

Belki de dinlediğim müziktendir.

Faulkner’s Sleep.

Tabii, bir de deniz olunca…

Nasıl attım kendimi evden bilmiyorum.

 

Bir sürü ben var bende.

Hangisi ben? Ben de bilmiyorum.

Hissetmek güzel şey.

Ölmediğini anlıyorsun.

Zakkum’du sanırım.

Bilir misin nabza parmak basmayı?

Nabız atsa ne olur atmasa ne,

Korkunca sevinen biri için.

 

Sessiz ama buralar, iyi.

Dışarıya iskemleleri de atmışlar sonunda.

Çay da fena değil. Zaten fena olsa ne olacak.

Çay çaydır.

Kısa kollu ve hırka ile oturmayı da özlemişim.

Aslında sabah gelecektim buraya.

İşlerden vakit mi kaldı.

Olsun, hava yetti.

Zaten hava yetiyor.

İnsanın, doğanın sesini duymak istemiyorum ki.

Kafa dinlemeye kulaklıkla giden biri için

İnsanlar çok da önemli değil.

Sahi, ne için gelmiştim ben?

 

Bilmem.

 

“Şunu anladım ki yaşamanın her türlüsüyle, yazmanın her türlüsü arasında kapatılmaz bir uçurum uzanır. Yaşayabilenler yaşar, yaşayamamanın acısını çekenler de bu acıyı yazarlar.”

W.Faulkner


 

Previous ArticleNext Article
Leyla ile Mecnun'da herhangi bir anda karşınıza çıkabilecek kadar at, bunun üzerinden felsefe yürütecek kadar filozof. Yani o kadar yürütebiliyor anca. O da bir şey.